Japonlar’dan dersler – 2 : Toyotomi Hideyoshi

Toyotomi Hideyoshi, 1536 yılında yoksul bir köylü ailenin çocuğu olarak Japonya’da dünyaya geldi. Doğduğu yıllarda ülke soylu aileler arasında bölünmüş, halk ise bir taraftan katı bir kast sisteminin diğer taraftan süregelen iç savaşların altında ezilmekte idi. Halk soylu aileler, bu ailelere sadık samuray adı verilen savaşçılar ve diğerleri diyebileceğimiz köylü ve tüccarlar şeklinde sınıflara ayrılmıştı. Köylülerin hiçbir hakkı olmaz, efendilerine tarlada hizmet ederek yaşamlarını sürdürmeleri beklenirdi.

Hideyoshi’nin imkansızı başararak 1590 yılında ülkenin tamamına hakim ilk hükümdar olma hikayesi günümüzde hala geçerli pek çok yönetim dersi içeriyor.

Doğduktan kısa süre sonra babasını kaybeden ve üvey baba baskısından kaçmak için çocuk yaşta evini terk eden Hideyoshi uzun uğraşlardan sonra yerel bir lord’un yanında iş bulur. Kendini kanıtlamak için çok çalışması gerektiğinin farkındadır ve öyle yapar. Ancak çalışkanlığı diğer işçileri rahatsız eder ve bir iftira’ya uğrayarak efendisi tarafından kovulur. Çok çalışmak işe yaramadı diye düşünmez, olan olmuştur, tekrar başlayacak ve yeni bir iş bulmayı deneyecektir. Öte yandan ne kadar çalışırsa çalışsın kaderinin efendisine bağlı olduğunu bilmektedir. İlk ve önemli tespitini hemen o an yapar; köle bile olacaksam en azından kimin kölesi olacağımı ben seçeceğim der. Hemen yeni efendisine yönelik kriterlerini belirler; ileri görüşlü, vizyoner ve çalışanlarına olabildiğince fırsat veren birinin yanında çalışacaktır..

Günümüz iş dünyasında haksızlığa uğramayan ya da uğradığını düşünmeyen kimse var mıdır acaba? Peki kaç kişide yeni başlangıç öncesi elimde ne var diye sorma ve en azından ben seçeceğim diyebilme cesareti vardır ? İş arayan kaç kişi yeni işimi ben seçeceğim diyebilmektedir ? Sakın ortada seçenek mi var, iş bulduğumuza şükrediyoruz diye düşünmeyin. Hideyoshi bu kararı alırken seçim hakkı var mıydı sanıyorsunuz ? Peki kaç kişi birden çok iş teklifi alıp bir seçim yapma şansı elde ettiğinde maaş, sosyal haklar ya da pozisyon yerine o işin başındaki lidere, onun vizyonuna bakarak seçim yapıyor ? Bir taraftan insanlar işlerini değil yöneticilerini terk eder demek, diğer taraftan fırsat olduğunda yönetici değil iş seçmek ne kadar çelişki değil mi ?

Hideyoshi gözüne kestirdiği efendiden iş isteyebilmek için onun geçtiği yolları öğrenir ve önüne çıkabilecek bir fırsat için beklemeye koyulur. O devirlerde bu çok tehlikelidir, bir köylünün efendisinin önünü kesmesi affedilmez bir suçtur, konuşmasına bile fırsat verilmeden öldürülmesi söz konusudur. Büyük bir cesaretle planını uygular ve bir şekilde işe alınmayı başarır. Cesaret, artık hayatınızı tehlikeye atmanız gerekmese bile iş hayatında başarılı olmak için ihtiyaç duyulan bir yetkinlik. Zor zamanlarda zor kararlar almak büyük cesaret ister ama en azından fikirlerinizi söyleyecek, savunacak ve yeri geldiğinde itiraz edecek kadar cesur olmanız da şarttır.

İşe alınan Hideyoshi, geçmiş kötü tecrübelerini sırtında taşımaz, çok çalıştım yine de kovuldum demez, onun yerine hemen kendisini yeni efendisine adar ve eskisinden de çok sıkı çalışmaya başlar. Ama geçmişten çok önemli bir ders çıkarmıştır; sadece çok çalışmak yetmemektedir, vazgeçilmez olmak için işinde fark yaratması gerekmektedir. Eğlenceli ve yardımsever biri olarak tanınır, ama en önemli farkı yaptığı işlere değer katmasıdır. Örneğin kapının dışında diz çökerek emir beklerken efendisinin sandaletlerini göğsüne tutarak ısıtmayı alışkanlık haline getirir, dışarı çıktığında sıcak sandaletleri giyen efendi bu farkı farkeder ve Hideyoshi’yi terfi ettirir. Bu küçük hareket aslında ne kadar fazla dersi içinde barındırıyor farkında mısınız ? Sadece terlik sunan bir insanın bile fark yaratabileceği, her koşulda yaratıcılık sağlanabileceği ve hizmet verdiğiniz kişi kim olursa olsun (patronunuz ya da müşteriniz) sıcak bir dokunuşun ne kadar çok işe yarayabileceği.

Hideyoshi başlangıçtaki ilkesini basit bir cümle ile özetliyor; “Elindeki her şeyi her zaman işine var, bir üstün verdiği herhangi bir iş ne kadar önemsiz de olsa sizin üstün çabalarınızı hak eder.” Bir gün patronu ona bulundukları kalede yakacak sıkıntısı olduğunu, bununla ilgilenmesini söyler. Hideyoshi bir işi yönetmenin o işin her kademesini yaşamak olduğunu düşünür, önce odunun en çok harcandığı mutfağa gider ve vakit geçirir, daha sonra satın alımcılara gider onları izler, dinler. Bütün bunların sonucunda sıkıntının kaynağının gereksiz kullanım değil, odunun ormandan kaleye gelene kadar pek çok aracıdan geçmesinden kaynaklandığını farkeder. Odunu aracı yerine direkt ormancılardan alarak bu sorunu kolayca çözmüştür diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, Hideyoshi daha yaratıcı bir çözüm bulur ve orman köylülerine ölü ağaçları ücretsiz olarak ağaç fideleri ile değiştirmeyi önerir. Bu yöntem onu ağaç tüccarları ile rekabet etmekten kurtardığı gibi, eskisinden daha az para harcayarak, hem de doğaya katkı yaparak çözüm sağlamıştır.

Hideyoshi’nin başarı hikayesinde en çok dikkat çekici konu kendisi ile ilgili farkındalığı ve yetkinliklerini kullanmada gösterdiği beceridir. Tarih kitaplarına göre Hideyoshi son derece çelimsiz ve çirkindir, bundan dolayı Japon halkı arasındaki “Maymun” lakabı ile anılmaktadır. Hatta efendisi kendisini maymun diyerek çağırmaktadır. Bunu kendisine sorun edip gizlemeye çalışmak yerine tam tersine bir sempati unsuru olarak kullanır. Bunun yanı sıra en önemli eksikliği aslen savaşçı olmaması ve kullanamamasıdır. Eksik tarafların geliştirilmesi saçmalığınına kapılmaz, ne kadar kılıç dersi alırsa alsın usta bir savaşçı olamayacağını bilmektedir. Onun yerine kendini zaten iyi olduğu zeki ve çalışkanlık yetkinliklerini daha da çok geliştirecek şekilde konumlandırır. Gerçekten de Japonya’yı tek bir elden yöneten ilk insan olmanın yanı sıra en az savaşan Japon lideri olarak da tarihe geçer. Bütün enerjisini zayıf olduğu yetkinlikleri kullanması gereken durumlardan yani savaşlardan sakınmaya harcar. Rakiplerini de bazen hile yaparak, bazen alttan alarak, bazen de anlaşmalar yaparak ama her seferinde zekasını ve çalışkanlığını kullanarak alt eder.

Müzakere aslında neyi alacağınızdan çok neyi vereceğinizi becerebilme sanatırdır. Hideyoshi de verme konusunda uzman biri olduğu için çok iyi bir müzakerecidir. Ne zaman ileride potansiyel ortaklık yapacağı biri ile karşılaşsa bu adama ne verebilir, onu nasıl memnun edebilirim diye düşünür. Hatta düşünmekten de öte giderek direkt “ne istiyorsun” diye sorar. Gerçekte de çoğu zaman çıkarlar zihinlerde gerçekte olduğundan çok daha fazla çatışır, böyle bir soru gerçekte çatışma olup olmadığını anlamaya yardımcı olduğu gibi karşı tarafın elini açığa çıkaracağı için insiyatifin de elde edilemesine olanak verir.

Hideyoshi’nin hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri uzak bir yere savaşa giderken, efendisinin kendine bağlı başka bir komutan tarafından öldürüldüğü haberini almasıdır. Bir taraftan savaş devam etmekte, diğer taraftan efendisinin intikamını almak için harekete geçmesi gerekmektedir. Zamanın aleyhine işlediğinin, tarafsız diğer savaş lordlarının da efendisinin ölüm haberini alınca pay kapmak için harekete geçeceklerinin farkındadır. Haber duyulmadan hızla savaşmakta olduğu düşman ile ateşkes yapar, ordusunu harekete geçirerek ihanet eden komutanın üzerine yürür, efendisinin sağ kalan akrabalarının desteğini alır ve rakibinini yenerek liderliği elde eder. Kısa sürede, kısıtlı bilgi ile seçimini yapmış ve etkin bir şekilde uygulamaya koymuş olması Hideyoshi’nin kararlılığının en güzel örneklerinden biridir.

Kararlı olduğu gibi insanlara bir amaç vermeyi ve etkilemeyi de çok iyi bilmektedir. Bir savaşta içinde bulundukları kale düşman saldırısıyla hasar alır, düşman güç toplayıp tekrar saldırıya geçene kadar hızla yeniden onarılması gerekmektedir. Vakit kısıtlı olmasından dolayı işçiler üzerinde her türlü baskı, tehdit hatta kırbaç zoru uygulanmış bunlara rağmen işler yolunda gitmemiştir. Efendisi bu zorlu görevi 3 gün içinde bitirmek üzere Hideyoshi’ye verdiğinde tehditkar cezalar yerine yüce ruhlar yardımıyla bu sorunu çözeceğini söyler. Sadece 3 günü olduğu halde ilk güne çalışmak yerine tüm işçilerin katıldığı bir toplantı ile başlar, onlara duvar yıkıldığında ailelerini, evlerini, vatanlarını kaybedeceklerini söyler. Daha sonra iş planını detaylı bir şekilde açıklar, üstelik bu sefer kırbaç yerine işi hızlı ve aynı zamanda da kaliteli bir şekilde bitirdikleri takdirde alacakları bir ödül sistemi gelmiştir. İşçiler artık bir taraftan vatanları ve aileleri için çalışacakları, diğer taraftan ödüllendirilecekleri motivasyonu ile dolmuşlardır. Bununla da yetinmez, günün kalanını çalışmak yerine yiyerek ve içerek ama herşeyden önce kaynaşarak geçireceklerini söyler. Patronluk taslamak yerine elinde kadehle işçiler arasına girer, onlarla oturur, içer, şarkı söyler, bir taraftan da içlerinde kendilerini yavaşlatmak için gönderilmiş casuslar olduğundan bahseder. Ertesi gün işçiler daha önce hiç görülmemiş bir istek ve hız ile duvar onarımına başlarlar, sonuç olarak da 3 günde birmesi imkansız gibi görünen iş 2 günde biter. Bir görevi yerine getirirken kullandığı yönetim tekniklerinin çokluğuna bakar mısınız ? İnsanların ortak bir amaç uğruna çalışmalarını sağlamak, asıl hedef hızla bitirmek olduğu halde kalite unsurlarını da içeren prim sistemi kurmak, çalışanlara karşı şeffaf olmak, onları dinlemek, hatta hayali de olsa ortak bir düşman yaratarak birliktelik duygunu pekiştirmek.

Hideyoshi’den alınacak dersler çok ama bir tanesi var ki günümüzde çok daha önemli hale gelmiş durumda; bu da networking diyebileceğimiz çevrenin ve ilişkilerin geniş tutulması ve gerektiğinde kullanılabilmesi. Bir gün efendisi ondan düşman tehditi altında bir yere kale inşa etmesini ister, daha önceki denemelerde çalışanlar öldürüldüğü için böylesine tehlikeli bir iş için çalışacak usta ve işçi bulmak imkansız gibidir. Hideyoshi gençliğinde o bölgede faaliyet gösteren bir çete lideri ile arkadaşlık kurmuştur ve yıllar sonra o arkadaşın yardımı ile gerekli işçileri toplayarak görevi yerine getirir. Üstelik önceki denemelerin kötü sonuçlanmasına neden olan düşman tehditini bertaraf etmek için yine yaratıcılığını kullanır. Kaleyi sıfırdan başlayarak inşa etmek yerine cepheden uzak bir yerde parçalar halinde inşa ettirir, daha sonra bu parçaları taşıyarak riskli bölgede sadece montaj yapar. İşi o kadar hızlı halletmiştir ki düşmanları kaleyi bir gecede yaptığını zannederler ve bu olay bir efsane haline gelir.

Her şeyi kazamak için gerektiğinde her şeyi riske atmek gerekir der Hideyoshi. Büyük liderler krizlerden korkmazlar hatta bunları fırsat olarak görürler. Bir seferinde düşman tarafından kıstırılan efendisi ordusu ile geri çekilirken en arkada kalmaya ve onlar güvenli bölgeye girene kadar düşmanı oyalamaya gönüllü olmuştur. Üstelik koca bir orduyu durdurmak için sadece 700 askeri olacaktır. Bu görevi başardığı takdirde efendisinin sağ kolu olacağını bildiği için gönüllü olmak için hiç tereddüt etmez, gerçekten de düşmanı değişik hilelerle şaşırtarak görevini başarır. Herkesin kariyerinde böylesine zor görevler gelmiştir, acaba kaç kişi olası kayıplar yerine elde edeceği kazanca bakarak seçim yapmaktadır.

Tarih günümüz iş dünyasında rahatlıkla kullanabileceğimiz pek çok örnek ve başarı hikayesi barındırıyor. Belki dünyanın öbür ucundaki Toyotomi Hideyoshi’i bilip, ondan dersler çıkarmak kolay olmayabilir ama bizim Mustafa Kemal Atatürk’ ümüz de var. Geçmiş dünya liderlerine bir bakalım Washington; savaşta başardı ama barış zamanı yok gibiydi, İskender ya da Cengiz Han’ı cephe dışında gören oldu mu ? Hatta 2. Dünya savaşı olmasa Churchill’i kim hatırlayacaktı ? Tersi de var Gandhi büyük liderdi ama hayatı boyunca savaşmadı, Mandela, Kennedy, Lenin gibi liderler hiçbir zaman cephede olmadılar. Oysa Mustafa Kemal hem cephede kazandı, sonra da bir ülkeyi dönüştürdü. Bir taraftan kriz diğer taraftan değişim yönetimi ile ilgili o kadar çok ders var ki.

Hideyoshi’yi daha iyi tanımak için Kitamı Masao’nun “Kılıçsız Samuray” adlı kitabını önerirken en kısa sürede Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazma sözü veriyorum.

One comment

  1. Hayatım boyunca unutamayacağım bir hikayeyi sizden dinlemek ve tekrar tekrar okumak beni çok mutlu etti.
    Hayatımda unutmayacağım güzel izler bıraktığınız için teşekkür ederim.
    Saygılarımla.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.