Kendime ait internet sitesi oluşturduğumda ilk amacım iş hayatında edindiğim tecrübeler ile okuyarak öğrendiklerimi harmanlayarak ilgilenen herkes ile paylaşmaktı. Neden bunları paylaşmak ihtiyacı duyduğumu merak edenlere itiraf edeyim ki çoğunlukla okuyucularımı değil kendimi düşünerek başladım yazmaya. İlk nedenim yazarken zihnimin daha berraklaşması sayesinde konular arasındaki bağlantıları daha net görüyor oluşumdu. Bazı insanlar dinleyerek, bazıları okuyarak bazıları da yazarak öğrenir derler ya, işte ben o yazarak öğrenenlerden biriyim çünkü. Hatta üniversite yıllarında arkadaşlarım bana kitabın kendisinden kalın ders notlarım olduğu için takılırdı. Yanlış anlaşılmasın, bu yöntem yavaş ilerlememe neden olduğu için üniversite yıllarında başarılı bir öğrenci olmamı sağlamadı.
Yazmak istememin ikinci nedeni ise okuduğum kitapların yazarlarına ve hikayelerine imreniyor oluşum. İçlerinde gerçekten çok başarılı, dünya çapında hikayeler var ama iş hayatım boyunca en az bunlar kadar sonuç vermiş pek çok olaya şahit oldum. Bu yüzden okudukça içimden bir ses “biz de yaptık”, “bunu çok daha önce düşündük”, “çok daha iyisini yaptık” diye bas bas bağırmak istiyor. Evet biz de yapıyoruz ama iyi anlatamıyoruz, çünkü yaptıklarımızı hikayeye çeviremiyoruz. Halbuki kültüründe hikayecilik olan, hem hikaye anlatmayı hem de dinlemeyi seven bir toplumuz biz. Ben de hikaye anlatmayı seven biri olarak bunları olabildiğince hikayeleştirip yazıya dökmeye çalışmak istedim.
Yazmayı istememin son nedeni ise beğenilme arzusu elbette. Atalarımız “marifet iltifata tabidir” demişler. Yaşımız kaç olursa, pozisyonumuz ne olursa olsun insanlar desteklendikçe, takdir edildikçe ve beğenildikçe daha iyi işler yapıyorlar. Bu benim için de çok farklı değil elbette. Hatta itiraf edeyim her yazımı yayınlandığımda ne kadar okunduğunu, ne kadar beğeni aldığını takip ediyor, sayılar arttıkça mutlu oluyorum.
Peki madem yazmak için bu kadar geçerli nedenlerim var neden yaklaşık bir senedir yazmıyorum ?
Bir kere şunun altını çizmek lazım yazı yazmak hiç kolay bir şey değil. Hele hele düzenli yazmak çok zor, insanın kendisini disipline etmesi gerekiyor. Öncelikli olarak bendeki yazma süreci bir tetiklenme ile başlıyor. Bir bakıma ilham da diyebiliriz ancak iş hayatının günlük koşturmasında bu bazen günlerce ateşlenmiyor, bazen de art arda pek çok konuda yazma ihtiyacı hissediyorum. Tetiklenme olduğunda zaman ve yer neresi olursa olsun kıvılcımı sönmeden oturup hemen bir kaç kelime bile olsa yazmak gerekiyor. Ben teknolojiye aşina olmanın avantajını kullanarak hemen cep telefonum ya da tabletime küçük notlar alıyor ve yazının tohumlarını atıyorum. Kullandığım yazılım aldığım bu notlara her ortamdan erişebilmeme olanak sağlıyor. Böylece bir toplantıda yazdığım bir cümle, aynı akşam bilgisayarımda bir yazıya dönüşebiliyor. Dönüşebiliyor evet ama ne yazık ki her zaman dönüşmüyor. Çünkü her ne kadar başlamak bitirmenin yarısıdır deseler de bende öyle olmuyor. Bilgisayarım bir cümle uzunlukta olandan 2-3 paragrafa kadar uzanan hepsi yarım kalmış pek çok yazı ile dolu. Öte yandan bana sorarsanız bahanelerim de yazılarımdan çok daha dolu.
Ama bir bahanem var ki sanırım okuyucularım bunu biraz daha anlayışla karşılayacaklardır. Bu da son yazımı yazdıktan birkaç hafta sonra görevimin değişmiş olması. Evet benim de başıma geldi, terfi ettim ve çalıştığım kurumda, Tam Faktoringde Genel Müdür oldum. Doğrusu kendimi böyle bir göreve hazırlıyordum ama bu kadar çabuk olmasını beklemiyordum. Şansım yaver gitmişti, yani doğru zamanda doğru yerde olmayı başarmıştım. Ama bir taraftan da yıllardır kendime yatırım yaparak doğru zamanda hazır olmayı da başarmıştım ya da en azından yönetim kurulu hazır olduğumu düşünüyordu. Aslında en baştan söyleyeyim Genel Müdürlük görevi hiçbir akıllı insanın kendisini tamamen hazır hissedebileceği bir konu değil. Benden önceki Genel Müdür Kunter Kutluay ile dert ortağı olduğumuz için onun yaşadıklarını ve hislerini hem dinleme hem de gözleme olanağım oluyordu. Bu yüzden bu görevin hiç kolay olmadığının, hatta tecrübe edeceklerimin bir kısmının farkında bile olmadığımın bilincinde idim. Gerçekten de öyle oldu ve bir türlü yazma fırsatı bulamadım.
Ta ki Covid-19 ile karşı karşıya kalıp kendimi Normandiya çıkarmasındaki Er Ryan gibi hissedene kadar. Tetikler o kadar sık çekiliyor ki nereden geldiğini takip bile edemiyorsunuz. İlk önceliğiniz kendinizi ve ekibinizi biran önce sağ salim kıyıya çıkarmak, sonrasında da ilerlemeye devam ederek hedefe ulaşmak oluyor. Bunca tetik çekilirken not defterinin dolmaya başlaması da kaçınılmaz oluyor tabi. Önümde evde geçireceğim bol vakit de olduğuna göre , üstelik bir de bu kadar bol malzeme varken yazıları ertelemek için herhangi bir bahanem de kalmamış oluyor.
En kısa sürede tekrar görüşmek üzere.