Çocuklardan Yönetim Dersleri

Anne babaların hayatındaki en büyük önceliklerin başında çocuklarını iyi yetiştirmek gelir. Bunu sağlamak için okul ve öğretmenlerle yetinmez her fırsatta bildiklerini, gördüklerini, tecrübelerini çocuklarına aktarmaya, öğretmeye çalışırlar. Ne yazık ki çocuklara öğretmeye bu kadar çok odaklanmak onlardan da öğrenme fırsatının atlanmasına yol açar. Oysa çocuklardan öğrenilebilecek o kadar çok şey vardır ki.

Bir gün 7 yaşında biri kız biri erkek ikiz çocuklarımı (Ela ve Eren) bir parkta oynarken izliyordum. Eren gemicilik oynamak istiyordu, Ela ise doğal olarak bir erkek oyununa çok istekli değildi. İlk farkettiğim Eren’in karşısındakini ikna etmek için pazarlık yapması gerektiğinin farkına varması oldu. Biraz yoklayıp düşündükten sonra ona oyunda kaptan olma teklifi ile gitti. Bu oldukça cömert teklif karşısında Ela başta hiç niyeti olmamasına rağmen yumuşadı ve oynamayı kabul etti.

Birkaç dakika sonra çocuklar gemicilik oynamaya başlamıştı bile. O anda iş hayatında yapılan pazarlıkları düşündüm. Biz büyükler kazan kazan ilkesi doğrultusunda, amacımızı doğru belirleyip bu kadar başarılı pazarlık yapabiliyor muyduk? Pazarlığın almak değil vermek sanatı olduğunu Eren pek çok yetişkinden daha iyi öğrenmiş ve uyguluyordu. Asıl amacı olan gemicilik oyununa kavuşmak için kaptan olmaktan vazgeçmişti. Oysa biz büyükler çoğu zaman pazarlık yapmayı karşımızdakini yenmek, pes ettirmek, her istediğimizi almak zannetmiyor muyuz ? Taviz vermek ya da uzlaşmak gibi kelimeler marifet olmaktan çok beceriksizlik gibi algılanmıyor mu?

Park dönüşü eve dönerken bir oyuncak mağazasının önünden geçiyorduk. Çocuklar içeri girip birşeyler satın almaya can attıkları halde benden sadece gezmek için izin istediler. Sadece gezmek kelimesinin altını çiziyorum, çünkü oyuncak almak için izin alamayacaklarını biliyorlardı. Bu şartlarda anlaşarak içeri girdik, oyuncaklara göz atıp bir miktar oynadıktan sonra bu sefer sadece çok küçük birer oyuncak almak için izin istemeye başladılar. O an farkettim ki tuzağa düşmüştüm; hedeflerine ulaşmak için plan yapıp, adım adım ilerleyip, beni hayır demenin çok daha zor olacağı bir pozisyona çekmişlerdi.

O gün çocukların yetkinliklerinin pek çok konuda büyüklerden daha gelişmiş olduğunu farkettim ve acaba iş hayatında çocuklardan alacak ne derslerimiz var diye gözlemlemeye başladım.

Çocukların çatışmaları kişiye değil olaya yöneliktir.

Hepimiz çocukların oyun oynarken birden kavgaya tutuştuklarına şahit olmuşuzdur. Ama ne kadar büyük bir kavga olursa olsun bir süre sonra hiçbir şey yokmuş gibi tekrar oynamaya devam ederler. Çocukların dünyasında hiçbir çatışma kişisel değil, tamamen olaya yöneliktir, dolayısıyla aralarında konuyu çözdükten sonra eskisi gibi işbirliği yaparak oynamaya devam edebilirler.

Oysa pek çok kişi iş hayatında problemleri kişisel olarak algılar. Bu durum tarafları sorunun özünden uzaklaştıracağı için çözümü geciktirir hatta bazen imkansız kılar. Üstelik psikolojik olarak olumsuz etki yaratacağı için kişisel performansı da düşürür. Çatışmaları kişişsel olarak algılamak daha sonra verilecek diğer kararları da etkileyeceği için bir müddet sonra ya herkesle çatışan ya da çatışmalardan kaçan biri haline gelme ihtimali olacaktır. Her iki durum da kişiyi iyi yönetici olmaktan uzaklaştıracaktır.

Çocuklar eğlenerek iş yaparlar.

Çocuklara sorumluluk vererek iş yaptırmak kolay değildir, sevmedikleri işleri yapmazlar, ancak oyuna çevirmelerini sağlarsanız eğlenerek, hatta yorulmadan yaparlar. Suyla oynamayı seven çocukların ne kadar eğlenerek banyo yaptıklarını, evcilik oynamayı sevenlerin dağılmış bebeklerini düzenlerken ne kadar eğlendiklerini gördüğünüze eminim. Hatta ben bir keresinde çocukların temizlikte annelerine yardım etme işini bile nasıl oyuna dönüştürüp eğlendiklerine şahit oldum.

Peki büyükler neden sevmedikleri işleri yapmaya devam ederler? Çalışırken oyun oynayıp, eğlenmeye bir engel var mıdır? İş hayatı her zaman ciddi ya da kasvetli olmak zorunda mıdır? Başarılı şirketlere bakıldığında işini oyun oynayarak, eğlenerek yapan insanların çokça olduğunu göreceksiniz. Gerçekten de birlikte kutlamak, eğlenmek yeri geldiği zaman da üzülmek amaç birliği sağlamaya yardımcı olup, işbirliğini ve iletişimi arttırarak kurumun başarısına büyük katkı sağlamaktadır. Birlikte eğlenecek bir ortam yaratmanın ilk adımı birlikte kutlamak olabilir, kutlamak için illa ki doğum günlerini, evlilikleri vb beklemeyin. Çalışanlara ait her türlü kişisel başarıdan başlayarak, kurumun kendisine ait özel günleri (yeni anlaşma, satış vb. ) kutlayarak güzel bir başlangıç yapmış olursunuz.

İşi bir oyun haline getirmek ya da işe oyun katmak (Gamification) son yıllarda dünyada artan bir uygulama haline gelmiş durumda. Çalışanlar birbirleri ile yarışırken bir taraftan eğleniyor, diğer taraftan da rekabetçilik ve kazanma arzuları ile çok daha fazla ve etkin çalışmış oluyorlar. Ne yazık ki oyunlaştırma daha çok satış ya da dijital hizmetlerde kullanılıyor, oysa ki oyunları kurumun her bir bireyinin dahil olacağı şekilde tasarlayarak kullanmak da mümkündür.

Çocuklar sık hayal kurarlar.

Çocuklar devamlı hayal kurar ve bundan mutlu olurlar. Arabacılık oynarken kendilerini gerçek bir araç içinde gibi düşünür, hatta onunla uçar, gezegenleri ziyaret eder, bebeğinin annesi olur, bir prenses olarak taç giyerler. Bu hayalleri kurarken ön koşulları yoktur, bir kibrit kutusu araba, bir taş parçası bebek olabilir.

İş hayatında hayal kurmak yaratıcılığın en önemli adımlarından biridir, oysa yetişkinler hayal kurmak konusunda çocuklar kadar başarılı olmaz, kendilerini ön koşullar, şartlar ya da bahaneler öne sürerek dizginlerler. Hayal kurmamış, hayal kurmayı bilmeyen insan yoktur. Hayallerin illa gerçekleşmesi gerekmediği gibi sadece gerçekleşmesi umuduyla da hayal kurulmaz. Hatta geçmişte yaşanmış ve sizi mutlu kılan anlara geri döndüren hayaller çok daha güzel olur. Bu geçmiş mutlu anların hayali, bugüne etki yapar, sizi enerji ile doldurur, gevşeyip, rahatlamanızı sağlar.

Çocuklar kolay arkadaş edinirler.

Çocuklar yeni arkadaş edinme konusunda çok isteklidirler, hatta mümkün olduğunca her yaştan arkadaş edinmeye çalışırlar. Bir grup çocuk oyun oynarken dikkat edin; birbirlerinin yetkinliklerini kolayca tespit eder ve bunu olabildiğince kullanacak şekilde gerekirse oyunun kuralını değiştirirler. İyi futbol oynayamayan hemen kaleye geçer, ama içlerinde iyi bir kaleci varsa durum değişir. Elişi dersinde sen daha güzel kesiyorsun sen kes ben yapıştırayım şeklinde işbirliklerini sıkça görürsünüz.

İlişkilerin bu kadar önemli olduğu günümüzde çocuklar kadar kolay arkadaş olmanıza ve çevrenizdekilerin yetkinliklerinden faydalanmanıza bir engel var mıdır? Sosyal medya sayesinde iletişim ve etkileşim çok daha kolay hale gelmiş durumdadır. Tanımadığınız insanların bulunduğu her ortam çevrenizi genişletip yeni arkadaşlar elde edinmek için bir fırsattır. Ancak kuracağınız ilişkileri aynı çocuklar gibi ne zaman hangi koşullarda işe yarayacağını planlamadan, doğal bir şekilde sağlayıp yürütmeniz gerekir. Aksi takdirde hesapçı ve itici görünecek ve büyük ihtimalle uzaklaştırılacaksınız. Bu arada unutmayın iyi arkadaşlar paylaşmayı bilir, yani asla sadece isteyen ve alan biri olmayıp, vermeyi de bilmelisiniz.

Çocuklar yenilik peşinde koşarlar.

Ebeveynler için çocuklarının devamlı yeni şeylerin peşinde koşması kabus gibidir. Oyuncaklarından çabuk sıkılır, yeni oyun arayışına girerler, yeni bir yer görmek, yeni bir film izlemek, yeni birşey öğrenmek için devamlı soru sormak anne babalar için zor olsa da çocukların hayatının parçasıdır.

Oysa büyükler için değişiklik peşi sıra belirsizlik de getireceği için bir kabus gibidir. Bir taraftan şikayet etmek diğer taraftan yeniliklerden olabildiğince kaçıp, konfor alanı içinde yaşamak pek çok kişinin düştüğü en büyük tuzaktır. Oysa biraz cesaret ve biraz farkındalık ile bu tuzaktan kurtulup kaçmak mümkündür.

Çocuklar merak eder, neden diye sorar.

Çocuklar çevrelerinde olan bitene karşı meraklıdır, ama bu merak sadece basit bir bilgi ile doyurulmayacak kadar derindir. Çoğu zaman soru arkasından başka bir soruyu getirir, üstelik cevaplar onları kolayca tatmin etmez, üstüne nedensellik de sorarlar. Sormaktan öte sorgularlar, kabullenmeyerek en basit gerçekleri bile tekrar tekrar sorarlar.

İş hayatında meraklı olmak en önemli yetkinliklerden biridir. Önyargılardan uzaklaşarak neden sorgulamak, başka bir bakış açısı ile bakarak pek çok hatanın farkedilmesine, uzun zamandır el atılmayan konuların gün ışığına çıkmasına ve yaratıcı çözümlere ulaşılmasına olanak sağlar. Üstelik bol soru sormanın iş hayatındaki faydaları bu kadarla da bitmez, çevrenizdekilerin de daha fazla ve farklı düşünmesine, yeri geldiğinde ikna edilmelerine vesile olur.

Çocuklar cesurdur.

Asla çocukların korkak olduklarını düşünmeyin. Öcülerden, karanlıktan ya da bazı hayvanlardan korkmaları onların cesur olmadıkları anlamına gelmez. Çocuklar doğru bildiklerini söyleme konusunda çok cesurdur. Eminim pek çok ailenin çocukların gevezeliği sonucunda ortaya çıkan pembe yalanları vardır. Misafirliğe geç kaldığınızda bir bahane uydurmadan önce iyi düşünün çocuğunuz yalanınızı ortaya çıkarıp sizi kolayca rezil edebilir.

Büyükler için doğru bildiğini söylemenin ne kadar zor ve cesaret isteyen bir şey olduğunu kabullenmek bile zordur. Oysa toplantılarda itiraz etmemek, hayır öyle değil dememek için dilini ısıran, doğruyu söylemek bana mı kalmış diye düşünerek susan, ya da zamanı değil, yeri değil gibi bahanelerin arkasına sığınan aynı büyükler değil midir? Unutmayın kralın çıplak olduğunu söyleme cesaretini gösteren bir çocuktu.

One comment

Bir Cevap Yazın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.