Japonlar’dan dersler -1

Takeru Kobayashi 2001 yılında dünya rekoru kırdığında iş dünyasına ne kadar büyük bir katkı yaptığının farkında mıydı acaba ? O yıl, 173 boyunda ve sadece 58 kilo olan bu Japon dünya sosisli sandviç yeme rekorunu ikiye katlayarak 25’den 50’ye çıkardığında sadece bu işe meraklı olan bir avuç insan tarafından ilgiyle farkedilmişti.

Kobayashi’nin nasıl olup da iş dünyasına katkı yaptığını anlamak için ilk olarak rekorun kırılma hikayesini anlamakta fayda var.  1997 yılında bir başka Japon vatandaşı olan Nagajima tarafından 25 sosisli yenildikten sonra aradan geçen 5 yıl boyunca  yapılan yarışmalarda bu rekor bir türlü geçilemiyor. Kobayashi ilk bu yarışmayı kazanmak için kafasına rekor olan 25 rakamını bir hedef olarak koyuyor ve bu hedefi aşmaya çabalıyor. Ancak her türlü çabasına bunu başaramıyor, bir süre sonra farkediyor ki kafasına koyduğu hedef aslında zihninde bir bariyer yaratmış ve kendini sınırlandırmış. Anlıyor ki mesele daha çok sosisli yemek değil daha kolay sosisli yiyebilmek.

Meselenin “daha çok” değil “daha kolay” yapmak olduğunu anladığı andan itibaren Kobayashi’nin zihnindeki engeller kalkıyor. Önce sosisli sandviç’i ikiye katlayarak, daha sonra suya batırıp ıslatarak, en son olarak da suya biraz yağ ekleyerek yemeği deniyor. Daha kolay yemek için attığı bu adımların sonucunda da 50 sandviç yiyerek rekoru ikiye katlıyor.Peki bizim bu olaydan kendimize çıkaracağımız nasıl bir ders olabilir. Ne yazık ki iş hayatında hedefler hala çokluk üzerine veriliyor. Pazarlamacılar daha çok müşteri buldukça, satışçılar daha çok satış yaptıkça, operasyoncular daha çok işlem yaptıkça hedeflerine ulaşıyor ve prim alıyorlar. Daha çok için çalıştıkça görüyoruz ki çalışanların performansı oldukça farklılaşıyor. Bir taraftan hedeflere ulaşma konusunda üstün başarılı performansı gösterenler olduğu gibi, bunu başarabilmek için kendini yakan ama yine de başarısız olan çalışanlar oluyor.

Oysa işletme çalışanlarına daha çok yerine daha kolayı bulmayı öncelikli hedef olarak verse? Emin olun bunun etkisi ilk olarak üstün performans gösteren çalışanlarınızda olacaktır, öncelikli kendilerine koydukları bariyerlerden kurtulacak, zaten başarılı oldukları için daha kolay kendiliğinden birer süpermen’e dönüşeceklerdir.

Buna ek olarak daha kolay’ın daha çoktan en büyük farkı bulaşıcı ve kopyalanabilir olmasıdır. Daha önce her çalışan kendi performanslarına etki yaparken şimdi bir tanesinin kendisi için oluşturduğu kolaylaştırıcı yöntemler diğer çalışanlarına da uygulanabilir. Dolayısıyla bu sayede çalışanların performansları kurumlarına misli ile katkı sağlıyor olabilir. Netekim Kobayashi’den sonra sosisli sandviç rekoru artarak 74 adet’e kadar ulaşmıştır.

Günümüzde rekabette fark yaratmanın tek yolu yaratıcılığı geliştirmek değil mi ? Yaratıcılık da daha kolay’ın içerisinde gizli. Daha kolay’ı bulmak için farklı düşünmek, varsayımlardan vazgeçmek, hatta yeri geldiğinde aykırı olmak da gerekiyor. Sakın gözünüz korkmasın bazen de hemen yanı başımızda duruyor “daha kolay”. Buna örnek olarak yakın zamanda yaşadığım bir deneyimi paylaşmak istiyorum. Ben araba kullanırken youtube uygulamasından tarih sohbetleri dinlemeyi kendime bir alışkanlık haline getirdim. En çok dinlemeyi sevdiğim kişi İlber Ortaylı, ancak yavaş konuştuğu için her zaman takip etmek kolay olmuyor. Geçen hafta youtube uygulaması içerisinde oynatma hızını arttırmanın yolu olduğunu farkettim. Artık video’ları 1,5 kat hızlı oynatıyorum, böylece hem İlber Ortaylı dinlemek daha kolay hale geldi, hem de 1 saatlik yolda 1,5 saatlik video izlemeyi başardım.

Bir Cevap Yazın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.