HAYAT aslında bir yolculuk değildir. Yolculuklarda amaç bir yere varmaktır. Hayatı bir yolculuk olarak ele alırsak eğer, o zaman her vardığımız yerde bir şey olmasını bekleriz. Büyük bir ödül, bir derece yükselmesi, daha güzel bir yer… Hayatı bir yolculuk olarak düşünürsek, sürekli hayal kırıklığı yaşarız; oysaki hayat müzik gibidir…
1875-1937 yılları arasında yaşamış olan Fransız besteci Maurice Ravel’in en önemli ve tanımış eseri dönemin ünlü balerinlerinden biri olan Ida Rubinstein için bestelemiş olduğu Bolero’dur. Bolero flüt ile başlayıp her seferinde yeni bir enstrümanın katılması ile tekrar eden 17 bölümden oluşmaktadır.
Bolero pek çok açıdan yaşamın yansıması gibidir. İlk bölüm flüt sesi ile başlar, aynı bebeklik yıllarımızda ailemizden işittiğimiz ninniler, şarkılar ve sevgi sözcükleri ile aynı tonda; yumuşak, dinlendirici, huzur verici. Flüt anne babamızın içtenliği ve yalınlığı ile içimizi ısıtır.
İkinci kısımda klarnet katılır müziğe. Bebeklikten çocukluğa geçişle birlikte artık ne istediğimizi söyleyebilmekte, sorulanlara basit cevaplar verebilmekteyiz. Yaşam artık iki sesli hale gelmiştir. Bir taraftan da sorumluluklar da başlamıştır, kendi başına yemek yemek, oyuncakları toplamak, söz dinlemek beklenir. Ara ara sesimiz yükselmeye başlamış da olsa flüt hala aynı sevgi dolu melodisine devam etmektedir.
Fagot’un katılımı ile okul hayatı başlar, artık okul ve öğretmenler hayatımızın en önemli parçalarından biri haline gelmiştir. Öğretmenlerimiz bize sadece temel dersleri öğretmez, aynı zamanda birer birey olarak ilk gerçek hayat öğretilerini de aşılar, karakterimize yön verirler. Sorumluluklar artmaya devam etmektedir, artık ödevler vardır, sınavlara hazırlanmamız ve geçer not almak gerekir.
Okul hayatı ile birlikte ilk gerçek arkadaşlarımızı edinmeye başlarız. Bu arkadaşlar hayatımıza 4. bölümdeki klarnet sesi gibi renk katarlar. Onlarla beraber okula gidip gelir, ödev yapar, sırlarımızı, üzüntü ve sevinçlerimizi paylaşırız. Hayat artık eskisine göre çok daha sesli hale gelmiştir.
5.bölümde Obua’nın katılmasıyla üniversite yılları başlamıştır. Artık meslek sahibi olmak için eğitilmek olduğumuz için dersler çok daha zorlu ve önemli hale gelmiş durumdadır. Sorumluluklarımız daha fazla artmış, ailemize daha fazla yük olmamak için hayata hazırlıklar başlamıştır. İlk iş denemeleri, para kazanma ve kendi parasını harcama bu yıllarda yapılır. Günler sanki birbirini tekrar ediyor gibi görünse bile eskisine göre duyduğumuz sesler artmıştır. Zaman zaman bu kadar çok ses karşısında kendimizi sıkışmış, boğuluyor gibi hissederiz, işte o zamanlar flütün arkadan çalmaya devam ettiğini, bize seslendiğini duyar rahatlarız.
Pek çoğumuz ilk gerçek sevgili ile bu yıllarda tanışır. İçimizde kıpır kıpır olmaya, heyecandan yerimizde duramamaya başlarız, kalbimizde trompetler çalmaya başlamıştır. Kaderin bir sonucu olarak 6. Bölümde trompet sesi ile birlikte flütün ses biraz daha az duyulmaya başlar. Flüt sesi kısık gelmekle birlikte sanki uzakta bile olsam hep yanındayım der gibi daha yüksek oktavda çalmaktadır.
7. bölümde tenor saksafon ile birlikte iş hayatı başlamıştır. İlk defa gerçek bir sorumluluk altına gireriz; yöneticilerimiz, iş arkadaşlarımız ve hatta müşterilerimiz hayatımızı birden bire eskisinden çok daha sesli hale getirmiş durumdadır. Çok fazla öğrenilmesi gereken konu, yapmamız gereken iş vardır, iyi çalışıp biran önce kendimizi kanıtlamaya çalışırız.
Sonraki bölümde parçaya soprano saksafon eklenir. Bu seferki ses öncekilerden biraz daha farklı gelmektedir. Sanki, öncekilerden daha ahenkli ve içtendir. Gidip elini tutmak, beni bırakma demek isteriz ve fırsat buldukça küçük öpücükler.
Daha birkaç gün önce kendimizi ispat etmeyi düşünürken, yıllar çabucak geçmiştir. Birden kendimizi bir ekip yönetmeye başlamış buluruz. İlk zamanlarda dünya tepemize yıkılmış gibi hissederiz. Bir taraftan borular, pikolo flüt ve org sesleri, sanki 9. Bölümde hepsi farklı tellerden çalıyor gibidir. Bir tarafta amirlerimizden gelen istek ve beklentileri karşılamamız, diğer taraftan ekibimizin motivasyon ve performansını arttırmaya çalışmamız gerekir.
Hayat sadece işten ibaret değildir elbette, kalbimizde çalan trompetler bize yol göstermiş, obua, ingiliz borusu ve klarnet düğün var diye bağırmaya başlamıştır. Bundan sonra hayatımızda ben yoktur, biz vardır. Sadece evimizi, yatağımızı ya da vaktimizi değil duygularımızı paylaşmaya başlarız.
11.Bölümde çalmaya başlayan trombonla birlikte şimdiye kadar işittiğimiz en güzel sesi duyarız. Artık kendi canımızdan yeni bir parça hayata gelmiş, bir çocuğumuz olmuştur. Birden bire hayatın hem anlamı hem de bütün öncelikleri değişir. Bundan sonra en önemli amacımız onu mutlu, sağlıklı ve kendine yetecek şekilde yetiştirmek olacaktır. Bebeğimize baktığımızda kendimizi görürüz, onu biraz daha koklamak, yanına uzanmak, biraz daha fazla vakit geçirmek, sesini biraz daha duymak için yapmayacağımız şey yoktur.
Yaşımız ilerledikçe sanki parçalar eskisine göre daha hızlı çalmaya başlamıştır. Zaman zaman geçmiş günleri hatırlarız, çocukluktan beri duyduğumuz bütün sesler 12 bölümde hep bir ağızdan bize seslenmektedir. Hepsi güzel birer anı, ama sanki o günkü tad damağımızda, koku burnumuzda, herşey hala gözümüzü önünde, istesek, elimizi uzaksak dokunabiliriz.
Yaşamımızı ve amacımızı daha fazla sorgulamaya başlandığımız yıllar gelmiştir. Bu duygulardan arınmak için hayatımıza farklı birşeyler katmak, rahatlamak isteriz. Günlük koşturma içerisinde arada kendimize vakit ayırmaya, maça gitmeye, spor yapmaya, konser dinlemeye çalışırız, ya da küçük biz gezi ne kadar iyi gelir. Bu küçük kaçamaklar 13 bölümde çalmaya başlayan kemanlar gibi hayatımıza ayrı bir ses ve heyecan katmaktadır.
Koca bir ömür akıp gitmektedir, çocukluğumuzda duyduğumuz ince narin flüt sesinden eser kalmamıştır. Geriye dönüp bakınca artık günler değil yıllar birbirini tekrar ediyor gibi görünür, oysa yaşam müthiş bir ilahi ahenk içerisinde bizi sürüklemektedir. Dinlemesini bilen için müthiş bir melodi çalmaktadır, tekrar ediyor gibi görünse bile her seferinde farklı sesler, farklı notalar, farklı lezzet ve heyecanlar. Seslerin sayısı arttıkça yaşamımızdaki müzikal ritim ve ahenk sanki bize farklı bir şey söylemeye çalışmaktadır.
Bolero son 3 bölümde her seferinde eklenen enstrümanlarla coşkulu bir hale gelmiş bize seslenmektedir. Sanki bu ses başardın demektedir. Başardın…. Pişmanlıklarla, mutluluklarla, üzüntülerle, sevinçlerle ama her seferinde kendi kararlarını vererek geçirdiğin bir ömür. Başardın çünkü tüm bu duyguları kendinde bütünleştirdin, ruhunla ve bedeninle barışıp bir bütün haline geldin. Başardın çünkü hayatın getirdiği kaoslara karşın yaşamın ritmini ve ahenkli melodisini duymayı ve bundan zevk almayı becerdin. Başardın çünkü bunun kendi yaşamın olduğunu ve mutlu olmanın bir tercih olduğunu fark ettin. Başardın çünkü mutlu olmayı seçtin.